Sanatın İyileştirici Gücü

Arkeolog, ressam, araştırmacı ve yazar Buket Önyürü, geçmişten bugüne uzanan kültürel mirası sanatla buluşturan çok yönlü çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Arkeoloji, resim ve yazarlığı ortak bir düşünsel zeminde bir araya getiren Önyürü; üretimlerinde insanın doğayla, kültürle ve kendi iç dünyasıyla kurduğu bağı merkeze alıyor. “GÜL: Güzelliğin Arkeolojisi” kitabıyla da büyük ilgi gören Önyürü, bu özel röportajda üretmenin kendisine kattıklarını, estetiğin insan yaşamındaki yerini ve daha huzurlu, dengeli bir yaşamın izlerini Health Online okurlarıyla paylaşıyor.

– Sizi arkeolog, ressam, araştırmacı ve yazar kimliklerinizle tanıyoruz. Enerjinizin kaynağını okurlarımızla paylaşır mısınız?

“Ben enerjimi meraktan alıyorum. Dünyaya hâlâ çocuk gibi bakabiliyorum. Bir taşın, bir çiçeğin, eski bir motifin ya da bir insan hikâyesinin bende heyecan uyandırması hiç değişmedi. Sanırım üretmenin en önemli yakıtı da bu.

Doğayla temas etmek bana çok iyi geliyor. Özellikle gül bahçelerinde olmak, resim yapmak, yeni insanlar tanımak ve sürekli öğrenmeye çalışmak… Bunlar bana enerji veren şeyler. Yorulduğum zaman bile yeni bir fikir beni yeniden ayağa kaldırabiliyor. Üretmek benim için bir görev değil, yaşam biçimi.”

– Arkeoloji, resim ve yazarlık… Farklı alanlarda üretim yapan biri olarak, tüm bu disiplinlerin ortak paydasında insanın iyi olma hâli mi var?

“Kesinlikle öyle düşünüyorum.

Arkeoloji bana insanın geçmişini öğretti. Sanat, duygularını anlatmayı öğretti. Yazarlık ise bunları paylaşmanın yolunu açtı.

Aslında yaptığım her iş aynı sorunun peşinden gidiyor: İnsan neden güzeli arar? Neden binlerce yıldır aynı çiçeğe bakıp etkilenir? Neden bazı renkler, kokular ve hikâyeler bizi hâlâ duygulandırır?

İyi olma hâli sadece bedenle ilgili değil. İnsan geçmişiyle bağ kurduğunda, estetikle karşılaştığında ve anlam bulduğunda da iyileşiyor. Ben bütün çalışmalarımda bu bütünlüğü anlatmaya çalışıyorum.”

– “GÜL: Güzelliğin Arkeolojisi” kitabınız kısa sürede büyük ilgi gördü. Sizce gülü bugün yeniden konuşmaya değer kılan en önemli özellik nedir?

“Çünkü gül aslında sadece bir çiçek değil.

O; medeniyetlerin ortak dili, kültürün taşıyıcısı, sanatın ilhamı ve bilimin de araştırma konusu. Binlerce yıl önce de insanlar gülü seviyordu, bugün de seviyor. Ama artık onu sadece romantik bir sembol olarak değil; botanikten aromaterapiye, kozmetikten kültürel mirasa kadar çok yönlü bir değer olarak yeniden keşfediyoruz.

Ben kitabımda gülü yalnızca estetik yönüyle değil, tarihsel yolculuğu ve insanlık hafızasındaki yeriyle anlatmaya çalıştım. Sanırım okurun ilgisini çeken de buydu.”

– Sanat yolculuğunuz hakkında neler söylemek istersiniz? Eserlerinizle vermek istediğiniz mesaj ya da bırakmak istediğiniz bir iz var mı?

“Resim yaparken hiçbir zaman sadece güzel bir görüntü oluşturmayı hedeflemedim.

Eserlerimde doğa, kadın, hafıza, kültür ve zaman kavramları sıkça yer alıyor. Bazen bir gül, bazen bir kelebek, bazen de unutulmaya yüz tutmuş bir sembol aslında çok daha büyük bir hikâyenin parçası oluyor.

İzleyicinin tabloya baktığında sadece görmesini değil, hissetmesini istiyorum. Eğer bir eserim insanı birkaç dakika düşündürebiliyor, duygulandırabiliyor ya da ona umut verebiliyorsa, benim için amacına ulaşmıştır.”

– Resim yaparken yaşadığınız üretim sürecinin size psikolojik olarak nasıl katkıları oluyor? Son yıllarda sanatın iyileştirici gücü bilimsel araştırmalarla da destekleniyor. Sizce sanat, insanların stres ve kaygıyla baş etmesinde nasıl bir rol üstleniyor?

“Resim yaparken zamanın nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmiyorum. O an sadece renkler, dokular ve düşünceler kalıyor. Bu benim için adeta zihinsel bir arınma.

Günümüzde hepimiz çok fazla bilgiye maruz kalıyoruz. Sürekli yetişmeye çalışıyoruz. Sanat ise insanı yavaşlatıyor. Nefes aldırıyor. Kendisiyle yeniden buluşturuyor.

Bence sanatın en büyük gücü tam da burada. Herkes profesyonel ressam olmak zorunda değil. Bir şey üretmek, çizmek, yazmak, müzik dinlemek ya da sergi gezmek bile ruh sağlığı için güçlü bir destek oluşturuyor.”

– Yoğun çalışma temponuz içinde zihinsel ve fiziksel sağlığınızı korumak için uyguladığınız vazgeçilmez rutinleriniz neler?

“Mükemmel bir rutinim olduğunu söyleyemem ama küçük alışkanlıkların büyük fark yarattığına inanıyorum.

Mümkün olduğunca yürümeye çalışıyorum. Doğada vakit geçirmek bana iyi geliyor. Gün içinde mutlaka kendime kısa da olsa sessiz kalabildiğim zamanlar ayırıyorum. Ayrıca üretmeden uzun süre duramıyorum; bazen yazmak, bazen okumak, bazen de birkaç fırça darbesi bile zihnimi yeniden dengeliyor.

Bir de şunu öğrendim: Her şeye yetişmeye çalışmak yerine gerçekten değer verdiğim işlere odaklanmak hem zihinsel hem de fiziksel olarak beni çok daha güçlü hissettiriyor.”

– Sizce modern insanın en çok kaybettiği şey nedir? Sanat ve doğa bu eksikliği tamamlayabilir mi?

“Bence modern insan en çok yavaşlayabilme becerisini kaybetti.

Her şey çok hızlı. Sürekli ekranlara bakıyoruz, sürekli tüketiyoruz ama yeterince hissedemiyoruz.

Doğa bize sabrı hatırlatıyor. Bir gülün açması için zaman gerektiğini görüyoruz. Sanat ise bize bakmayı öğretiyor. Gerçekten bakmayı…

İkisi bir araya geldiğinde insanın kendisiyle yeniden bağlantı kurmasına yardımcı oluyor. Belki bütün sorunları çözmüyor ama insanın iç dünyasını güçlendiriyor.”

– Son olarak Health Online okurlarına… Daha sağlıklı, daha huzurlu ve daha üretken bir yaşam için neler tavsiye edersiniz?

“Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakın.

Her gün yeni bir şey öğrenin. Doğaya dokunun. Bir çiçek yetiştirin, bir kitap okuyun, müzik dinleyin, resim yapın ya da sadece gökyüzüne bakın.

Sağlık sadece hastalıkların olmaması değildir. Zihninizin, ruhunuzun ve bedeninizin birlikte iyi olmasıdır.

Ve unutmayın; gerçek güzellik zamana meydan okumak değil, zamanın her dönemini anlamla yaşayabilmektir.”